Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız ve Diş Sağlığı

Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasına yer almaktadr. Fakat hayatı doğrudan tehdit etmediği için ağız ve diş sağlığına gereken önem ülkemizde verilmemektedir.
Ağız sindirim kanalının girişidir. Her ne kadar önemsenmese de ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına ve sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar.
Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde estetik açıdan önemli etkileri vardır. Eksik dişler, kişilerin bazı sesleri çıkarabilmelerini zorlaştırır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluklar oluşur.
Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri 6. ayda çıkmaya başlar. Daha sonra süt dişleri dönem dönem düşmeye başlar ve yerlerini kalıcı dişlere bırakır. Bu süreç 12 yaşına kadar devam eder. Bu süreç içerisinde erken kaybedilen süt dişleri çene gelişimini olumsuz etkileyerek konuşma bozukluklarına ve estetik bozukluklara yol açar. Kalıcı dişler üzerinde yapılan her türlü tedavi süt dişlerine de yapılmaktadır.
Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir.
Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir.

Diş sağlığı bölümünde;
• Diş beyazlatma
• Diş çekimi
• Diş dolgusu
• Gece plağı
• Implant
• Kanal Tedavisi
• Porselen Kron
• Zirkonyum
• Gebelik öncesi ve hamilelikte ağız diş sağlığı
• Çocuklarda ağız ve diş sağlığı (Renkli kompomer uygulamaları -4 yaş ve üzeri)
• Sindirim sistemi bozukluğunda ağız ve diş sağlığı
• Kronik hastalıklarda (kalp, böbrek, şeker hastalığı vs) ağız diş sağlığı
• Kronik yorgunluk sendromunda ağız ve diş sağlığı
• Genel anestezi ve sedasyon ile tedavi (Engelli hastalar ve çocuklar) yapılmaktadır.

 Ağız ve Diş Sağlığı

Diş Hekimliğinde Kullanılan Koruyucu Uygulamalar

Diş hekimliği hizmetlerini koruyucu diş hekimliği ve tedavi uygulamaları olarak ikiye ayırabiliriz. Çocuklar için koruyucu diş hekimliği ilk dişin sürmesinden 6 ay sonra başlayan ve ömür boyu devam eden bir süreçtir. Koruyucu diş hekimliği uygulamaları çocuğun ve tüm ailenin ağız ve diş sağlığını korumak için hekim ile anne-babanın işbirliği halinde olmasını gerektiren uygulamalardır.

Çocukluk Döneminde Koruyucu Diş Hekimliği;

Düzenli diş hekimi kontrolü,

Diş gelişiminin takip edilmesi, 

Doğru ve düzenli yapılacak diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması,

Doğru diş ipi kullanma alışkanlığının kazandırılması,

Çocuğun çürük risk değerlendirilmesinin yapılıp gerekli önemlerin alınması,

Florit uygulamalarının yapılması,

Fissür örtücüler,

Uygun beslenme alışkanlığı kazandırma, 

Spor yaralanmalarından korunmak için ağız koruyucular,

Kötü alışkanlıkların tespiti ve önlenmesi (parmak-dil emme, tırnak yeme, emzik kullanma vb.),

Koruyucu ve durdurucu ortodontik tedavi,

Diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması: Bakteriyelplağın uzaklaştırması ile ağızdaki bakteri sayısı %95 oranında azaltılabilir.

Hijyen eğitimi; bireylerin ağız sağlığı konusunda bilgilendirilmesi, doğru hijyen alışkanlıkları konusunda davranışsal olarak eğitilmeleri, düzenli hekim kontrollerine yönlendirilmeleri vb sayılabilir.

Beslenme alışkanlıkları: Çocuklarda beslenme ile ilgili temel yaklaşım; neyi yemeyecekleri değil, neyi yiyebileceklerinin tarifi ile ilgilidir. Öğünler arası şeker tüketiminin engellenmesi, alınan şeker miktarı ve yapışkan şekerlerin azaltılması, içilen su, tüketilen meyve ve sebze miktarının arttırılması gelebilir.

Fissür Örtücüler: Çürüğe hassas, plak birikimine uygun anatomik bölgelerin bir materyal (rezin-cam ionomer vb) ile kapatılması işlemi olarak tanımlanabilir. Derin ve riskli fissür yapıları için önerilen uygulamalardır.

Toplumların gelişmişlik düzeyleri sadece ekonomileri ya da kişi başına düşen gelir düzeyi ile değil, eğitim ve sağlık ölçütleri de göz önünde tutularak değerlendirilmektedir. Ağız ve diş sağlığı, bireyin vücut sağlığını doğrudan etkileyen bir faktördür. Öncelik tanınan sağlık sorunları ile beraber vücut sağlığının bir parçası olan ağız ve diş sağlığı korunmadığında birçok hastalığı beraberinde getirmektedir. Tüm sağlık konularında olduğu gibi ağız ve diş sağlığı ile ilgili hastalıklarda da tedaviden çok koruyucu önlemlere ağırlık verilmesi genel kabul görmektedir. Diş çürüğü ve diş eti hastalıkları hayat boyu maruz kalınabilen hastalıklar olduğu için koruyucu yöntemlerin de hayat boyu devam etmesi gerekmektedir. Koruyucu yöntemlerin etkin bir şekilde uygulanması ile diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının azaltılması mümkün olmaktadır.

Diş hekimliği hizmetlerini koruyucu diş hekimliği ve tedavi uygulamaları olarak ikiye ayırabiliriz. Çocuklar için koruyucu diş hekimliği ilk dişin sürmesinden 6 ay sonra başlayan ve ömür boyu devam eden bir süreçtir. Koruyucu diş hekimliği uygulamaları çocuğun ve tüm ailenin ağız ve diş sağlığını korumak için hekim ile anne-babanın işbirliği halinde olmasını gerektiren uygulamalardır.

Dişler Neden Çürür?

Diş çürüğü çoğunlukla dişin sert dokusu olan mine, onun altındaki dentin ve kimi zamanda kök yüzeyini örten sert dokunun yıkılması olayıdır. Genellikle karbonhidratlı yiyeceklerin(şeker, nişasta vb.) , kola ve benzeri şekerli gazlı içecekler, kek, çikolata vb. özellikle yapışkan gıdaların diş yüzeyinde uzun süre kalmasıyla oluşmaktadır. Ağızda var olan bakteriler bu gıda artıkları ile beslenmekte ve bu mikroorganizmalar yardımıyla asit üretilmektedir. Bir süre sonra bu asidik ortam dişin sert dokularında yıkıma sebep olup diş çürüklerini oluşturmaktadır.

Ağızda bulunan bakterilerden oluşan bakteri plağı, şekerli ve unlu yiyeceklerin ağızda kalan artıklarından asit oluşturabilmektedir. Bu asitler, dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına ve sonuçta da diş çürüğünün başlamasına ve diş hekimlerinin kavite dedikleri oyuklara neden olmaktadırlar.

Kimlerde Daha Çok Çürük Olur?

Şekerli ve unlu yiyeceklerle bakterilerin buluşması sonucunda çürükler oluştuğuna göre herkes için bir tehlike var demektir. Ancak beslenmelerinde karbonhidratlı ve şekerli yiyeceklerin oranı çok yüksek olanlar bir de sularında florür oranı çok düşükse çok daha fazla çürük tehlikesi altındadırlar. Bakteri plağı tarafından oluşturulan asite karşı tükürük doğal bir savunma mekanizması oluştursa da tek başına çürüğü önleyemez.  Tükürük akışını ve miktarını azaltan hastalıklar ya da ilaçlar da çürük oluşumunu hızlandırmaktadırlar. 

Diş Çürüğü Önlenebilir mi?

Evet.

Sabah kahvaltısından sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması ve her gün diş ipliğinin düzenli kullanılması en etkili yoldur. Yiyecek artıkları en çok dişlerin çiğneme yüzeylerindeki girintilerde ve dişlerin birbirine değdiği ara yüzeylerde biriktiği için, uygun diş fırçası seçilmelidir

Şekerli yiyecekleri ana öğünlerde tüketmeye çalışmak ve yemek aralarında bir şey yememeye gayret etmek de diğer bir önlemdir.

Diş hekimi kontrollerinin düzenli aralıklarla yapılması çürüğün erken dönemde yakalanması için en iyi yoldur.

Süt Dişlerinin Önemi:

Ağız içinde bulunan dişler süt ve daimi dişler olarak iki gruptur. Süt dişleri toplamda 20, daimi dişler 32 adettir. Toplumda bazen süt dişleri gereksizmiş gibi yanlış bir kanı oluşmaktadır. Bu yanlış inanışın oluşmasındaki temel neden süt dişlerinin düşüp yerine daimi dişlerin gelecek oluşudur. Oysaki süt dişleri ağızda bulunduğu sürede pek çok görevi de üstlenmektedir. Süt dişlerinin ağızda bulunduğu dönem çocuklukta büyüme ve gelişmenin en aktif olduğu döneme rastlar. Kesme ve öğütme fonksiyonları ile sindirim sisteminin ilk basamağını oluşturan süt dişleri beslenmeyi ve buna bağlı olarak da büyüme ve gelişmeyi etkilerler.Süt dişleri alttan gelen daimi dişlerin dental arktaki yerlerini korurlar. Diğer bir deyişle doğal yer tutucu görevleri vardır. 

Süt Dişi Travmaları:Sütdişi travmaları, sıklıkla okul öncesi dönemde özellikle küçük çocukların dengelerini sağlamakta zorluk çekmeleri nedeni ile görülür. Araştırmalar, görülme sıklığının %11 ile %30 arasında değiştiğini göstermektedir. Bu oranlardaki büyük farklılıkların hekime başvurma oranının düşük olmasından kaynaklandığı bildirilmiştir. 1 -3 yaşlarında, fiziksel aktivitenin artması ile doğru orantılı olarak görülme sıklığı artar. Erkek çocukları daha fazla etkilenir. Kalıcı dişlerde travma görülme sıklığının ise %22 oranında olduğu ve 8 -11 yaş arasında sıklıkla görüldüğü saptanmıştır. 

Süt Dişi Travma Tedavileri:  Olayın oluş zamanı dişin etkilenme miktarını ve tedavi planını etkiler. Olayın nerede olduğu tetanoz profilaksisi açısından önemlidir. Diş travmalarının olası zararlarından korunmak için travma şekli ve büyüklüğü nasıl olursa olsun eğer bilinç kaybı, kanama, denge kayıpları, baş ağrısı, kusma, bulantı, konuşma zorlukları vb. gibi genel sağlık durumu ile ilgili bir problemi yoksa en kısa sürede mutlaka bir diş hekimine, mümkünse bir çocuk diş hekimine başvurulmalıdır.

Süt Dişi Travmalarından Korunmak İçin Neler Yapılmalı:  Aileler ve çocuklarla ilgilenen kişilere düşen birinci görev diş travmalarına karşı hazırlıklı olmalarıdır. Bu hazırlık acil durumlarda ne yapılması gerektiğinin bilinmesi ve ulaşılacak hekimin belirlenmesini içermektedir. Ayrıca çocuklara, spor yaparken ağız koruyucu aparey ve kask, arabada kemer ve koltuk, evde ise düşmeyeceği ortamlar sağlanmalıdır. Travma ile diş hekimine başvuru arasında geçen süre, tedavinin başarısını etkileyen birinci nedendir. Eğer diş kırıldıysa ve kırık parça bulunabildiyse, kırık parçayı hemen bir süt içerisine koyarak mümkün olan en kısa sürede (ilk 1 saat içerisinde) diş hekimine başvurmak gerekir

Diş aşınmaları: 

Hayat boyunca dişlerimiz pek çok kimyasal ve fiziksel etkenlere maruz kalmaktadır. Bunun neticesinde dişlerde çürük, travma ve aşınmalar meydana gelebilmektedir. Diş aşınmaları abrazyon, atrizyon, abfraksiyon ve erozyondur. 

Atrizyon, fonksiyonel veya fonksiyon dışı hareketlerde, arada herhangi bir madde olmadan, dişlerin temasta olduğu bölgelerde, meydana gelen fizyolojik aşınma olarak tanımlanır. 

Abrazyon, ağız içerisinde yabancı cisimlerin dişlerle teması sonucu oluşan diş aşınmasıdır. 

Abfraksiyon, sentrik dışı okluzal kuvvetlerin kole bölgesinde yarattığı gerilme kuvvetlerinin neden olduğu kama şekilli lezyonlardır. 

Erozyon, fiziksel veya mikrobik etki olmaksızın, ağza giren asitlerin diş dokusunda yarattığı kayıp olarak tanımlanmaktadır. 

Dişeti Hastalıkları (Periodontal Hastalıklar) :

Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Erişkinlerde diş kayıplarının %70`inden periodontal hastalıklar sorumludur. Bu hastalıklar erken dönemde teşhis edildiklerinde kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler.

Periodontal hastalıklar dişeti iltihabı (gingivitis) ile başlar. Yani gingivitis periodontal hastalığın erken dönemidir. Bu dönemde dişetleri kanamalı, kırmızı ve hacim olarak büyümüştür. Erken dönemde çok fazla rahatsızlık vermeyebilir. Tedavi edilmezse hastalık periodontitise ilerleyerek dişeti ve dişleri destekleyen çene kemiğinde geriye dönüşsüz hasar oluşturabilir.

Periodontitis periodontal hastalıkların daha ilerlemiş bir safhasıdır. Dişleri destekleyen diğer dokularla birlikte çene kemiğinde de hasar oluşur. Hastalık ilerledikçe dişler sallanmaya başlar, hatta çekime gidebilir.

Hamilelik ve Diş Sağlığı

Hamilelik döneminde ağız ve diş bakımının doğru yapılması, anne bebek sağlığı açısından önem taşıyor. Kalsiyum kaynaklarının doğru oranda tüketilmesi gibi bazı kurallara dikkat etmek, ağız ve diş problemlerinin önüne geçerek sağlıklı bir doğum sürecine katkıda bulunuyor.

Halk arasında inanıldığı gibi hamilelik döneminde annenin dişlerinden kalsiyum çekilmesi ve bu nedenle her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği inancı doğru değildir. Bazı anne adayları hamilelik döneminde diş ve diş eti sorunları ile karşılaşmakta ve bunu da genellikle hamilelik sürecine yormaktadırlar. Oysaki bu dönemde dikkat edilecek bazı noktalar ile ağız ve diş sağlığını korumak mümkündür. Bunların başında da anne adayının kalsiyum kaynaklarını doğru tüketmesi yer almaktadır.

Hamilelik döneminde tükürükteki asit miktarı artmakta ve dişler çürümeye yatkın hale gelmektedir. İlk aylarda görülebilen kusma sonrasında, gebelerin ağız hijyenine dikkat etmemesi de çürük riskini arttırmaktadır. Bunun için diş etlerinde sorun olan anne adayları ağız hijyenine mutlaka dikkat etmelidir aksi takdirde hormonal değişime bağlı olarak dişeti sorunları artar. Dişetleri kanayan anne adayları ise dişlerini fırçalamaktan kaçınabilir. Bu durum, dişlerde daha fazla bakteri birikmesine, dişetlerinde şişliğe, kızarıklığa ve daha çok kanamaya neden olur.

Hamilelik döneminde diş tedavisi nasıl olmalıdır?

Hamilelik sırasında bebeğin organ gelişim evresi olan ilk üç ayda etkili diş tedavisinden kaçınılmalıdır. Tedaviler ikinci üç aya ertelenmelidir, diş tedavileri için en uygun dönem bu dönemdir (Yani gebeliğin 4. 5. ve 6. ayları). Gebeliğin son üç ayı da ilk üç ay gibi hassas bir dönemdir ve acil olmayan diş tedavileri doğum sonrasına bırakılmalıdır.

Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini diş tedavisinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği bilinmelidir.

Hamilelikte diş tedavisi için anestezi yapılabilir mi?

Hamilelik esnasında birçok ilacın kullanılmaması ya da kontrollü kullanılması önerilmesine karşın, diş tedavilerinde kullanılan lokal anesteziklerin herhangi bir yan etkisi rapor edilmemiştir. Lokal anestezi kullanılmasında üretici firmanın önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir. Herhangi bir uyarı yoksa lokal anestezik kullanmada bir sakınca yoktur. Ağrı kesicilerden gebelik sırasında zararı olmayan türler kullanılabilir.

Antibiyotik kullanılabilir mi?

Antibiyotiklerden özellikle Penisilin ve türevleri  kullanımınının bebek için herhangi bir sakıncası yoktur. 
Hamilelik döneminde zaten her tür antibiyotik kullanılamaz. Bebeğin dişlerinde renklenmelere neden olan antibiyotik grubu "tetrasiklinler"dir. Tetrasiklinler gebelikte kullanılmaması gereken antibiyotiklerdendir. Tetrasiklinler dışındaki antibiyotiklerin bebeğin dişlerinde renklenme yaptığı kanıtlanmamıştır.

Röntgen çekimi yapılabilir mi?

Bu dönemde tedavi için çok gerekli ise ağız içinden 1-2 film alınabilir. Her ne kadar diş hekimliğinde çekilen röntgenlerde verilen radyasyon miktarı çok az ve karın bölgesine çok yakın değilse de gelişmekte olan bebeğin ışın almasını önlemek için mutlaka kurşun önlük kullanılması gerekir.
Zorunluluk yoksa bu işlem doğum sonrasına ertelenmelidir.          

Hamilelik Gingivitisi nedir?

Hamileliğin erken safhalarında diş etlerinde şişlikler, kızarıklıklar gözlenebilir. Bu şekildeki diş eti oldukça hassastır ve kolayca kanar. Hamilelik sırasında kadınların diş etlerinde oluşan bu değişiklikler östrejen ve progesteron hormonlarının salgılarının artmasından kaynaklanmaktadır. Hamilelik gingivitisi genellikle hamileliğin 2. ayında başlayıp 8. ayında en üst seviyeye çıkar, doğumdan sonra kendiliğinden iyileşir.

Diş Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Dişler Neden Çürür?

Diş çürümesi neden oluşur sorusuna verilebilecek en iyi cevap ağız ve diş sağlığına yeterince özen göstermemek olacaktır. Ağız ve dişlerin bakımı düzenli olarak yapılmadığı takdirde hali hazırda ağzımızda bulunan bakterilerin sayısı artarak diş yüzeyine yapışacak ve diş üzerinde delikler oluşacaktır. Bu asit üreten bakterilerin artmasındaki ana sebepler ise yemeklerden sonra dişlerin fırçalanmaması, diş ipi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmemesi, şekerli ve asitli gıda tüketimi, sigara kullanımı gibi yaşam tarzımızı oluşturan alışkanlıklar gelmektedir.

Diş çürüğü çoğunlukla dişin sert dokusu olan mine, onun altındaki dentin ve kimi zamanda kök yüzeyini örten sert dokunun yıkılması olayıdır. Genellikle karbonhidratlı yiyeceklerin(şeker, nişasta vb.) , kola ve benzeri şekerli gazlı içecekler, kek, çikolata vb. özellikle yapışkan gıdaların diş yüzeyinde uzun süre kalmasıyla oluşmaktadır. Ağızda var olan bakteriler bu gıda artıkları ile beslenmekte ve bu mikroorganizmalar yardımıyla asit üretilmektedir. Bir süre sonra bu asidik ortam dişin sert dokularında yıkıma sebep olup diş çürüklerini oluşturmaktadır.

Ağızda bulunan bakterilerden oluşan bakteri plağı, şekerli ve unlu yiyeceklerin ağızda kalan artıklarından asit oluşturabilmektedir. Bu asitler, dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına ve sonuçta da diş çürüğünün başlamasına ve diş hekimlerinin kavite dedikleri oyuklara neden olmaktadırlar.

Çürük En Çok Kimlerde Görülür?

Şekerli ve unlu yiyeceklerle bakterilerin buluşması sonucunda çürükler oluştuğuna göre herkes için bir tehlike var demektir. Ancak beslenmelerinde karbonhidratlı ve şekerli yiyeceklerin oranı çok yüksek olanlar bir de sularında florür oranı çok düşükse çok daha fazla çürük tehlikesi altındadırlar. Bakteri plağı tarafından oluşturulan asite karşı tükürük doğal bir savunma mekanizması oluştursa da tek başına çürüğü önleyemez.  Tükürük akışını ve miktarını azaltan hastalıklar ya da ilaçlar da çürük oluşumunu hızlandırmaktadırlar. 

Diş Çürüğü Önlenebilir mi?

Günümüzde diş çürüklerini tamamen engelleyebilecek ilaç ya da aşı henüz bulunmamış olsa da düzenli ve etkin fırçalamanın, önleyici uygulamalar ile desteklendiği durumlarda sağlıklı dişlere sahip olmak mümkündür. Sabah kahvaltısından sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması ve her gün diş ipliğinin düzenli kullanılması en etkili yoldur. Yiyecek artıkları en çok dişlerin çiğneme yüzeylerindeki girintilerde ve dişlerin birbirine değdiği ara yüzeylerde biriktiği için, uygun diş fırçası seçilmelidir. Diş hekimi kontrollerinin düzenli aralıklarla yapılması çürüğün erken dönemde yakalanması için en iyi yoldur.

Diş Aşınmaları 

Hayat boyunca dişlerimiz pek çok kimyasal ve fiziksel etkenlere maruz kalmaktadır. Bunun neticesinde dişlerde çürük, travma ve aşınmalar meydana gelebilmektedir. Diş aşınmaları abrazyon, atrizyon, abfraksiyon ve erozyondur. 

Atrizyon, fonksiyonel veya fonksiyon dışı hareketlerde, arada herhangi bir madde olmadan, dişlerin temasta olduğu bölgelerde, meydana gelen fizyolojik aşınma olarak tanımlanır. 

Abrazyon, ağız içerisinde yabancı cisimlerin dişlerle teması sonucu oluşan diş aşınmasıdır. 

Abfraksiyon, sentrik dışı okluzal kuvvetlerin kole bölgesinde yarattığı gerilme kuvvetlerinin neden olduğu kama şekilli lezyonlardır. 

Erozyon, fiziksel veya mikrobik etki olmaksızın, ağza giren asitlerin diş dokusunda yarattığı kayıp olarak tanımlanmaktadır.

Dişeti Hastalıkları  (Periodontal Hastalıklar)

Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Erişkinlerde diş kayıplarının %70`inden periodontal hastalıklar sorumludur. Bu hastalıklar erken dönemde teşhis edildiklerinde kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler.

Periodontal hastalıklar dişeti iltihabı (gingivitis) ile başlar. Yani gingivitis periodontal hastalığın erken dönemidir. Bu dönemde dişetleri kanamalı, kırmızı ve hacim olarak büyümüştür. Erken dönemde çok fazla rahatsızlık vermeyebilir. Tedavi edilmezse hastalık periodontitise ilerleyerek dişeti ve dişleri destekleyen çene kemiğinde geriye dönüşsüz hasar oluşturabilir.

Periodontitis periodontal hastalıkların daha ilerlemiş bir safhasıdır. Dişleri destekleyen diğer dokularla birlikte çene kemiğinde de hasar oluşur. Hastalık ilerledikçe dişler sallanmaya başlar, hatta çekime gidebilir.

Dişeti çekilmesi

Popülasyonun büyük bir kısmında görülen diş eti hastalıklarından biri diş eti çekilmesidir. Diş eti çekilmesi, dişi çevreleyen kemiği örten diş eti dokusunun çeşitli sebeplerden dolayı konumunun değişerek diş kök yüzeyinin açılmasıdır. Diş eti çekilmesi, estetik ve hassasiyet şikâyetlerine sebep olabilen ve oldukça sık karşılaşılan bir problemdir. Dişeti çekilmesi genellikle tedavi edilmeyen diş hastalıklarının ve oluşan diş taşlarının temizlenmemesinden dolayı kaynaklanmaktadır. Diş eti çekilmesi tedavi edilmediğinde ilerleyerek sonunda diş kaybına sebep olabilir. Diş eti çekilmesi tedavilerinde koruyucu, idame edici ve/veya cerrahi yöntemler kullanılmaktadır.

Diş Hassasiyeti

Dentin aşırı hassasiyeti veya diş hassasiyeti yaygın bir diş problemidir. Diş eti çekilmesi ve diş minesi aşınması gibi yaygın problemlerin sonucu olarak zaman içerisinde gelişebilen bir durumdur. Diş hassasiyeti çoğunlukla 20 - 50 yaş arasında görülür. Diş hassasiyeti, dişin daha yumuşak iç kısmı olan "dentin" açığa çıktığında başlayabilir. Dentin diş minesi ve dişetlerinin altında bulunur. Binlerce mikroskopik kanal dentin içinden diş merkezine doğru gider. Dentin açığa çıktığında, dış tetikleyiciler (soğuk bir içecek gibi) dişin hassas bölgelerini uyararak dişte kısa süreli rahatsızlığa yol açabilirler. Asitli yiyecek ya da içeceklerin düzenli olarak tüketilmesi dişin minesini aşındırır ve dişlerde hassasiyet oluşmasına neden olur. Bu durumdan şikayetçi olmamak için asitli yiyecekleri sınırlı sayıda tüketmek gerekir. Diş ve diş eti yapıları kişiler arasında farklılık gösterir. Bu nedenle üreticiler birbirinden farklı diş fırçaları üretirler. Eğer hassas dişleriniz varsa ve sert diş fırçası kullanıyorsanız dişlerinize zarar verme olasılığınız çok yüksektir. Bu konuda diş hekiminizin tavsiyesine başvurun. Yanlış diş fırçası kullanımının yanı sıra çok sert diş fırçalama da dişlere zarar verir. Bazı kişiler dişlerini daha sert bir şekilde fırçalayarak daha iyi temizlediklerini ya da dişlerinin daha beyaz olacağını zannederler. Oysa bu diş ve diş etlerine zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Dişlerini sıkan ya da gıcırdatan kişilerde diş hassasiyetinin görülmesi çok yaygın bir durumdur.

Ortodonti 

Ortodonti, diş hekimliğinin diş ve yüz düzensizliklerinin teşhis ve tedavisi ile ilgilenen uzmanlık dalıdır. Ortodontik tedavi her yaşta uygulanabilir. Eğer, iskeletsel bir problem yoksa ve sadece dişlerde çapraşıklık varsa bu bozukluklar, her yaşta ortodontik tedavi ile düzeltilebilir. Hastanın yaşı sadece hareketin ve tedavinin süresini etkiler. Ancak, iskeletsel bir sorun varsa, ergenlik döneminin sonuna kadar bu bozuklukların tedavisi ortopedik tedavi yaklaşımları ile düzeltilebilir. Yetişkin dönemde ise bu tarz iskeletsel sorunlar, ortognatik cerrahi operasyonlar ile beraber yürütülen ortodontik tedavi ile düzeltilebilir. 

Diş Fırçalama Teknikleri (Çocuk)

Çocuğunuzun ellerini yıkamasına yardımcı olunuz.

Fırçalamaya başlamadan önce fırça tutuşunu gösteriniz.

Kuru diş fırçası üzerine, bezelye büyüklüğünde koyduğumuz diş macununu yayarak sürünüz.

Dişler kapalı pozisyonda iken kısa ve nazik hareketlerle, bir dişe 8-10 defa temas edilerek, sol arka dişlerden başlayarak sağa doğru tüm dişlerin ön yüzeylerini daireler çizerek fırçalamasını sağlayınız.

Üst dişlerin damağa bakan iç yüzeylerindekırmızıdan beyaza (dişetinden dişe) doğru süpürme hareketini ve üst ön dişlerin iç taraflarında fırçayı dik tutarak dişetinden dişe doğru süpürme hareketini 8-10 defa tekrarlamasını sağlayınız.

Sağ ve sol üst çenedeki dişlerin çiğneyici ve ısırma yüzeylerini ileri-geri hareketlerle fırçalamasını sağlayınız.

Alt dişlerin dile bakan iç yüzeylerinde kırmızıdan beyaza (dişetinden dişe) doğru süpürme hareketini ve alt ön dişlerin iç taraflarında fırçayı dik tutarak diş etinden dişe doğru süpürme hareketini 8-10 defa tekrarlamasını sağlayınız.

Sağ ve sol alt çenedeki dişlerin çiğneyici ve ısırma yüzeylerini ileri-geri hareketlerle fırçalamasını sağlayınız.

Dil yüzeyini arkadan öne doğru fırçalatın ve ağzı 2-3 kez bol su ile çalkalamasını sağlayınız.

Diş fırçasını yıkama ve kuruması için temiz bir kaba, diğer fırçalarla temas etmeyecek şekilde, dik olarak bırakılmasını sağlayınız.


Dişlerin beyazlatılmasında 2 yöntem vardır;
1-Ev beyazlatması(home bleaching): Hekim hastadan alınan ölçü ile bir kalıp hazırlar. Hasta bu kalıbın içerisine beyazlatıcı ajanı yerleştirir ve günde 6-8 saat süreyle ağız içerisine takarak bekletir(tercihen geceleri uyku sırasında).Tedavi süresi başlangıç diş rengine ve tedavi esnasında renkteki açılmaya bağlı olarak 1 ila 4 hafta arasında değişir.
2-Ofis beyazlatması(Ofis bleaching):Hekim muayenehane ortamında işlemi uygular. İşlem esnasında öncelikle dişetlerini kotuma altına almak esastır. Sonrasında beyazlatma ajanı dişler üzerine uygulanır.Güçlü bir ışık kaynağının yaklaşık olarak 20 dakika süreyle dişler üzerine tutulması ile işlem tamamlanır.Dişlerdeki renk değişikliğine göre aynı işlem belirli periyotlarla 2 yada 3 kez uygulanır. Özellikle ofis beyazlatmasında dişlerdeki beyazlama daha kısa sürede fark edilebilir.
Beyazlatma işlemi hamile ve çocuklar hariç renklenme nedenine bağlı olarak herkese uygulanabilir ve beyazlayan dişler yapılacak doğru bakımla aynı beyazlıkta uzun süreler kullanılabilir.

Diş Çekimi
Dişlerin çekilmesine neden olacak durumlar şunlardır;
• İleri derecede çürük ve madde kaybı yüzünden tedaviyle kurtarılamayan dişler.
• Çarpma sonucu, tedavisi mümkün olmayacak şekilde kırılan dişler.
• Kanal tedavisine rağmen kurtarılamayan apseli dişler.
• İleri derecede dişeti iltihabı nedeniyle sallanan dişler.
• Zamanında düşmeyen süt dişleri.
• Aşırı konum değişikliği (dönme, devrilme vb.) nedeniyle sorun yaratan dişler
• Kist ya da tümör içindeki dişler.
• Tam sürememiş (gömük) ve sorun yaratan dişler.
• Yer darlığı nedeniyle ortodontik tedaviye yardımcı olmak amacıyla, sorunsuz olduğu halde bazı dişler çekilebilir.
Bu durumlardan herhangi birinin sözkonusu olması durumunda dişin çekimine karar verilir.Diş çekilmeden önce mutlaka ilgili bölgeden bir röntgen alınmalıdır.Röntgende, çekilecek dişin ve çevresindeki anatomik oluşumların ayrıntılı şekilde görülmesinin ve hastanın medikal ve dental hikayesinin öğrenilmesinin ardından çekime engel herhangi bir durum yoksa yapılan etkili bir anestezinin ardından çekim işlemine geçilir.
Diş çekimi işlemi genel itibariyle kuvvet gerektiren bir işlem değildir hatta aşırı kuvvet olumsuz sonuçlar bile doğurabilir. Diş çekimi daha ziyade, teknik bilgi ve beceri gerektiren bir girişimdir.
Diş çekimi öncesinde ve sonrasında hekiminizin yaptığı önerilere uymak önemlidir.Şayet örneğin çekim öncesi proflaktik amaçlı antibiyotik alımı önerildiyse bu kesinlikle atlanmamalıdır.Yada çekim sonrası yara bakımıyla ilgili önerilere uymak mühümdir çünkü neticesinde çok ağrılı yaralar oluşabilir.
Gömülü Dişler;
Kısmen çıkan dişlerin çevresine bakteriler girerek, enfeksiyona neden olabilir ve dişi çevreleyen kemiğe yayılarak, ciddi bir soruna yol açabilir. Gömülü dişler, çıkabilecekleri yeterli yer olmamasına rağmen dişeti dokusunu zorlamaya devam edebilir. Bu çıkış denemesinin yol açtığı sürekli basınç, yakındaki dişlerin köklerine hasar verebilir. Gömülü dişin çekilmesi , oluşabilecek bir enfeksiyonu, yandaki dişte ve kemikte meydana gelebilecek hasarı ve ileride ortaya çıkabilecek ağrıları önleyebilir.

Gece Plağı Nedir?
Gece koruyucusu, uyku esnasında çenelerin sıkılması ve gıcırdatılması ile dişlerde oluşabilen aşınmalardan korunmak için tasarlanmış özel bir ağız plağıdır.

Bruksizmin (diş gıcırdatması) oluş nedenleri arasında dişler arasındaki kapanış ilişkisinin bozulması yada santral sinir sistemindeki bir hastalığın olabileceği ileri sürülmektedir. Duygusal stresler ise bruksizmin nedenleri arasında en önemli faktördür. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddetini artıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir.
Diş gıcırdatmanın yol açtığı rahatsızlıkları önleme ve kişinin diş gıcırdatmasına devam etmemesi adına ‘gece koruyucuları’ olarak adlandırılan silikon içerikli maddeden yapılmış diş plakları kullanılabilir.Gece koruyucuları genel anlamda tedavide etkin olmalarına rağmen bazı durumlarda bunlara ek olarak kas gevşeticiler, psikolojik terapi yöntemi, eksik dişlerin yerine protezler yada hatalı dolguların yenilenmesi işlemleri uygulanabilir.
Günümüzde çoğu kişi yaşadığı buruksizm rahatsızlığının farkında değiller. Birçok birey bu rahatsızlığı yakınlarının onlara söylemesinden sonra fark eder. Diş gıcırdatma tehlikeli bir durumdur ve bireyin dişlerinden oldukça rahatsız edici bir ses çıkar.Bazı zamanlardada gün içerinde uyanık hallerde birey kendisi diş sıktığının farkına varır.
Gece plağı çenesel anatomiye göre bazı durumlarda üst, bazı durumlarda alt çeneye uygulanacak şekilde yapılır. Dişlerin ölçüsü hekim tarafından alınarak elde edilen model üzerinde hazırlanır. Bu nedenle dişlerle uyumu sayesinde rahat kullanım ve koruma sağlar.Genellikle gece uyku esnasında takılması önerilir ancak bazen gündüz kullanımıda önerilebilir.

İmplant Nedir?

Dental implant, eksik olan dişlerin fonksiyon ve estetiğini tekrar sağlamak amacıyla çene kemiğine yerleştirilen ve uygun malzemeden yapılan yapay diş köküdür. Geleneksel kaplama, köprü ve damak protezlerine göre çok daha güvenli, fonksiyonel alternatif tedavi şeklidir.

Diş implantları, insan vücudu ile tamamen uyumlu küçük titanyum vida ve üzerine gelen abutment ile birleştikten sonra bir kron yapılarak (metal-porselen ya da zirkonyum-porselen) tedavi tamamlanmaktadır. İmplant tedavisi bir yada daha fazla meydana gelen diş kayıplarında rahatlıkla uygulanabilir. İmplant tedavisi olmuş hasta aynı gün normal hayatına dönebilmektedir.
İmplantlar çene kemiği yeterli genişlikte ve yükseklikte, diş eti sağlığı yerinde olan,anatomik ve sistemik olarak herhangi bir engeli olmayan ve çene kemiği gelişimini tamamlamış her hastaya uygulanabilir.

İmplant tedavisine klinik ortamında, lokal anestezi yapılarak başlanmaktadır. Cerrahi operasyonlara karşı endişe duyan yada fazla sayıda implant uygukanacak hastalarda ise sedasyon ve lokal anestezi kullanılarak implant işlemine başlanır.Anestezi işleminden sonra cerrahi operasyonla diş eti açılarak çene kemiği ortaya çıkarılır. Ortaya çıkan çene kemiğine öncelikle küçük çaplı rehber deliği açılır. Daha sonra rehber delik yavaşça genişletilerek implantın yerleştirileceği forma uygun hale getirilir. Çene kemiğindeki deliğin aşamalı olarak genişletilmesi sayesinde kemik üzerinde oluşacak travmatik etki de azaltılmış olur. Daha sonra çene kemiğinde açılan boşluğa implant vidalanarak yerleştirilir.

İmplant cerrahisinden sonra oluşabilen ağrılarda hasta ağrı kesiciler kullanmalıdır.Yara olan bölgenin postoperatif bakımı önemlidir.Bu konuda hekimin uyarılarına uyulmalıdır.Yerleştirilen implantın çene kemiğiyle kaynaşması için kullanılacak implant çeşidine göre 2 ila 6 ay arasında bir bekleme süresinden sonra protezin üst yapısı hazırlanabilir.

Metal-Porselen Kron / Zirkonyum-PosSELEN KRON

Zirkonyum alt yapılı kronlar içeriğinde bulunan zirkonyum oksit sayesinde ışığı geçirmediği için metal alt yapılılara göre çok daha estetiklerdir, metal alt yapılı kronların içeriğinde bulunan nikel ve kroma bağlı olaraksa alerjik durumlar gelişebilir.

Zirkonyum oksit biyolojik olarak insan vücuduyla daha uyumlu olduğu için dişetleri uzun vadede çok daha sağlıklı kalır. Metal alt yapılı kronlarda içindeki materyallerden dolayı dişeti hizasında morarma denen renklenmeler ve ilerleyen dönemlerde dişeti çekilmeleri, buna bağlı olarak da dişlerde erken çürümeler ve diş kayıpları görülür.

Ancak tüm bunların yanında metal alt yapılı kronlar zirkonyumlara oranla daha kuvvetli ve dayanıklı olduğu için uzun köprülerde çok daha fazla tercih edilir. Zirkonyum alt yapılı kronlarsa daha ziyade ön bölgelerdeki dişlerde tercih sebebidir.