Kurşun Zehirlenmesi

Kurşun Zehirlenmesi

Kurşun zehirlenmesi kurşuna çevresel maruz kalma sonucu oluşan önlenebilir bir durumdur.

Kurşun çevrede düşük miktarlarda bulunan yumuşak, aşınmaya dayanıklı bir metaldir. 1978 yılından önce ev boyaları, benzin, su boruları, lehimli teneke konserve kutularında ve meyve bahçelerinde böceksavarlarda kullanılan önemli bir bileşendi. Bu kullanım yollarının çoğu yasaklanmış olmasına rağmen yine de 100’den fazla sayıda endüstri dalında ve çeşitli hobilerde kullanılmaktadır.

Küçük partiküller halindeki kurşun, esasen kurşun tozlarının solukla veya ağızdan alınması yoluyla vücuda girmektedir. Kurşun akciğerler veya bağırsaklardan kan dolaşımına ve vücut içindeki organlara geçer. Kurşun daha sonra yavaş yavaş kan ve organlardan kemikler ve dişlere geçerek yıllar boyu bu oluşumlarda depolanabilir. Erişkinlerde kurşunun yaklaşık % 94’ü, çocuklarda ise % 73’ü sonuçta kemiklerde depolanır. Vücut kendini kurşundan kurtarmak için yavaş yavaş kemiklerden geri alır, idrar ve dışkı ile dışarı atar. Kurşun bazen yeniden yerinden oynayabilir, kemik kırıldığında veya gebelik sırasında gerisin geriye kan dolaşımı ve organlara girebilir. Anneden doğmamış çocuğuna ve emzirme sırasında bebeğe geçebilir. Doğmamış bebekleri kurşuna maruz kalmış kadınlar düşük yapabildiği gibi bu durum vaktinden önce doğuma yol açabilmektedir.

Kurşun zehirlenmesi vücudun hemen hemen her yanını etkileyebilmesine rağmen etkileri en çok merkezi sinir sistemi ve böbreklerde görülmektedir. Kurşun bilişsel gelişmeyi bozabilmekte, öğrenme ve davranış sorunlarına yol açabilmektedir. Akut  maruziyet kurşun zehirlenmesi ensefalopati, şiddetli karın ağrısı, kusma, ishal, koma, kasılmalar ve bazı olgularda ölüme neden olabilmektedir. Kronik maruziyet güçsüzlük, uzun süreli karın ağrısı, anemi, bulantı, kilo kaybı, bitkinlik, baş ağrısı ve bilişsel fonksiyonların kaybına neden olabilmektedir. Kurşuna uzun süre, düşük düzeyde maruziyet böbrek işlevleri kötüleşmeye başlayana kadar belirti vermeyebilmektedir. Birçok kurum ve kuruluşlar çocukların kan kurşun düzeylerinin 10 mcg/dL olmasını önermektedir.  Bu konsantrasyonun altında kurşunun toksik etkilere sahip olma ihtimali düşüktür.

Kurşun zehirlenmesinden etkilenmenin derecesi kişinin  yaşına, maruz kalınan kurşun miktarına, aşırı miktarlara maruz kalma süresine, sağlık ve beslenme durumuna bağlıdır. Örneğin, demir eksikliği veya beslenme bozukluğu olanlar artmış kurşun emilimine karşı daha çok maruz kalmaktadır.

Özellikle 1978 yılından önce inşa edilen binaların kurşun bazlı boya içerme ve ev tozlarına kurşunun bulaşma olasılığı mevcuttur. Bu evlerin civarındaki toprak da kurşunla kirlenmiş olup sağlığa zararlı olabilir.

El-ağız davranışları ve yüksek emilim oranları nedeniyle 6 yaşından küçük çocukların kurşuna maruz kalma olasılığı en yüksek düzeydedir. Kurşun bulaşmış toz, boya yongalarını yutma, tozu içine soluma, kurşun içeren veya bulaşmış maddeleri çiğneme ve ağzına alma ve/veya kurşunla kirlenmiş besinleri yeme veya suyu içme yoluyla kurşun çocukların vücuduna girer.

Erişkinler genellikle meslekleri veya hobileri nedeniyle kurşuna maruz kalmaktadır. Kurşun işleriyle meşgul olanlar iş giysileriyle eve geldiklerinde çocukları ve eşleri kurşuna maruz kalabilmektedir.

Kurşuna maruz kalma olasılığı bulunan iş ortamları

  • Kurşun dökme işleri
  • İnşaat
  • Çelik kaynak
  • Köprü yapımı
  • Poligonlar ve boş kovanların ortadan kaldırılması
  • Tadilat ve tesviye işleri
  • Dökmecilik
  • Hurda metalleri geri kazanım işleri
  • Oto onarım işleri
  • Kablo uzatma işleri

Kurşuna maruz kalma olasılığı bulunan hobiler

  • Kurşun döküm veya balık oltasında kurşun işleri
  • 1978’den önce yapılan bir binanın restorasyonu
  • Kurşun menzili içinde hedefe ateş
  • Kurşun lehimler
  • Oto onarım işleri
  • Cam boyası işleri
  • Çömlek cilalama işleri
  • Yapma boyalarla resim

Bazı yapma ilaçlar, beslenme katkıları, kozmetikler, giysilere takılan mücevherat, oyuncaklar ve başka ülkelerden ithal edilen konserve yiyecekler kurşun içerebilmektedir.

Kurşun Zehirlenmesi Testleri

Vücudunuzdaki kurşun düzeyini belirlemek için basit bir kan kurşun testi yapılabilir. Bu test genellikle bir kol toplardamarından  veya bazen el parmağı delinerek alınan kan numunesinde yapılabilir. El parmağı delinerek alınan numune  anormal sonuç vermişse, bulguları doğrulamak için sıklıkla hemen sonrasında bir kol damarından kan numunesi alınır. Kan kurşun düzeyleri o an kanda bulunan kurşun miktarını gösterir. Yakın zamanda oluşmuş akut veya Kronik durumları belirlemek ve değerlendirmek için kullanılan en iyi testlerdir. Tedavinin etkinliğini izlemek için kan numunelerinde kurşun düzeylerinden yararlanılır.

Çinko  protoporfirin (ZPP) testi genel amaçlı kurşun tarama testi olarak revaçtan düşmüş eski bir testtir. Kurşun kırmızı kan hücrelerinin (RBC-eritrosit) hemoglobin yapma yetisini bozduğunda ZPP yükselmektedir. ZPP testi zamanla oluşan ortalama kurşuna maruz kalmayı temsil etmekte olup vücutta kurşunun yerleşiminden etkilenmemektedir. Yakın zamandaki kurşuna maruz kalmayı yansıtmamakta, kişi kurşun kaynağından uzaklaştığında çinko protoporfirin kurşun düzeylerine göre daha yavaş düşmektedir. Ayrıca, kurşun düzeyi 25 mcg/dL üstüne çıkmadıkça genellikle anormal sonuçlar vermemektedir. Bu tespit çocuklar için bir tarama testi olarak ZPP testinin yeterince duyarlı olmadığı anlamı taşımaktadır.

Çocukların kanında  kurşun düzeyleri yükseldiğinde (yaklaşık 20 mikrogram/dL üstü) doktor hastanın anemik olup olmadığını belirlemek için hemoglobin ve/veya  hematokrit testi, demir eksikliğinin olup olmadığının değerlendirmek için demir testleri isteyebilir.

Tedavi

Kurşun sorununu çözmenin en iyi yolu ilk önce kurşuna maruz kalmaktan kaçınmaktır. Ev boyaları, benzin, su boruları ve diğer ev ürünlerinde artık kurşun kullanılmadığı için ve endüstrilerde yakından denetim nedeniyle kan kurşun düzeyleri yüksek kişilerin sayısı son yıllarda dramatik biçimde azalmıştır.

Erişkinlerin meslek gereği taranması ve çocukların taranması ile kurşun zehirlenmesinin tanınması ve tedavinin yönlendirilmesi mümkündür. En sık kullanılan tedavi yaklaşımı kurşunun kaynağını tanımlamak, daha fazla maruz kalmayı engellemek veya azaltmaktır. Yaşanılan ortamların sık sık ıslak paspasla temizlenmesi, kurşun su boruları kullanıldığında suyu içmeden önce musluktan biraz su akıtılması gibi önlemler gerekli olabilir. Bazı olgularda evdeki kurşun içeriğinin (örneğin kurşun duvar boyası) kaldırılması gerekebilir. Bunun için bir profesyonel kişiden yardım almak gerekir. Kesinlikle kurşun içeren boyayı kendiniz çıkartmaya çalışmayınız, kendinizi ve ailenizi tehlikeye atabilirsiniz..

Kan kurşun düzeyleri 25 mcg/dL üstü olan çocuklar için hastalık belirtilerine göre şelazyon tedavisi düşünülebilir. Şelazyon tedavisi vücudun yüksek miktarlarda kurşunu atması için kullanılan bir tedavidir. Şelazyon hastaya süksimer denilen bir ilacın verilmesini içerir. Kurşun tercihan süksimere bağlanıp daha sonra idrarla atılacaktır.

Hasta ensefalopatili değilse kan düzeyleri 45 ila 70 mikrogram/dL olan çocuklar için hastanede suksimerle şelazyon tedavisi gereklidir. Kanda kurşun düzeylerinin 70 mikrogram/dL’den yüksek olmasının tıbbi aciliyeti olduğu düşünülür. Hastalar hastaneye yatırılacak ve agresif şelazyon tedavisi uygulanacaktır.  Bu durumda şelazyon tedavisi EDTA uygulamasını içerir. Kurşun tercihan EDTA’ya bağlanacak ve daha sonra idrarla atılacaktır. Kimyasal madde-kurşun bileşiği böbrekler için toksik olabildiğinden tedavi riskli olabilir.

Çocuklara göre erişkinler daha yüksek kan düzeylerine tahammül edebilirler. Meslek dolayısıyla 45 mikrogram/dL’den daha yüksek düzeylere sahip olanlar daha fazla kurşuna maruz kalmamaları, kurşun düzeyleri düşene kadar daha düşük kurşun düzeylerine maruz kalacakları mesleklere aktarılmaları (tıbben gerekli taşınma) önerilmektedir. Daha yüksek konsantrasyonlarda olgu temelinde şelazyon tedavisi düşünülür. Hasta, hastalık belirtileri göstermediği müddetçe şelazyon gerekli değildir. Birkaç işçide kurşun düzeyleri anlamlı derecede yüksekse ve/veya aşırı düzeyler sebat ederse işyerinde düzeylerin düşürülmesi gerekebilir.

Bir Yorum Bırak